7 Eylül 2008 Pazar

''Burun''a dokunmak...

Olmazsa olmaz gizemli bir organ: ''BURUN''... Yüzümüzün tam ortasında, temelde üst solunum yollarının girişi olan, koku almamıza yarayan bir organ. Fonksiyonlarındaki küçük bir eksikliğin sistemde dolaylı olarak bir çok sorunlara yol açtığı bilinen burun, görünüm ve şekilsel olarak da insan psikolojisinde çok etken elbette...

Siyahî ırkta; geniş, basık ve etli bir burun ne kadar normal ise Karadeniz, Kafkaslar ve İran bölgesinde daha iri, sırtında kamburu olan burun, Çin, Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinde ise küçük ve minyon görünümlü bir burun olağan kabul edilir...

Anatomi olarak burnu yüzden ayrı bir şekilde düşünecek olursak kabaca bir piramit şeklindedir. Altında iki giriş deliği olup ortadan bir seperatörle (septum) ikiye ayrılmıştır.
Uygarlığın gelişmesi, seyahat imkânları ve sürâtinin artması ayrıca ırkların bir arada yaşama zorunlulukları (yeni kıtalar, iyi ekonomik yaşam ortamları) insanların bir birine benzeme isteklerini doğurmuştur. Bu arzuların merkezi genelde burun biçimini değiştirme şeklinde gelişmiştir.


Zencinin...etli olmayan, Azerînin, Doğu Karadenizlinin ...kamburu olmayan, Çinlinin ...minik olmayan bir buruna sahip olma isteği, biz estetik ve plastik cerrahların ortaya çıkmasına neden olmuştur:)

Fonksiyonu ve şeklinden dolayı, psişik açıdan bu denli önemli bir yapıya müdahale eden cerrahın değişime uğratacağı bir insanı çok iyi analiz etmesi, değişiklik isteğindeki temel nedeni anlayabilmesi kadar el becerisinin ve yaratıcılığının da üst düzeyde olması gerekir. Estetik ve fonksiyonel amaçlı bu cerrahi girişim kesinlikle cansız bir objeye şekil verme yani taş, tahta, metal gibi materiallerde sanatsal girişimlerle (meselâ heykeltraşlıkla) kıyaslanmamalıdır, çünkü şeklini değiştireceğiniz organ yaşayan, içerisinde kan dolaşımı olan, içerdiği sinirler vastasıyla hisseden, dış etkenler yada iç değişiklikler nedeniyle renk ve şekilinde reaksiyonel değişiklikler olabilen bir yapıdır, kısaca CANLIDIR. O halde bu organa yapılacak operatif girişim; heykeltraşlık, ressamlık gibi sanatsal becirinin yanısıra, diğer fizyolojik yapılara hakimiyeti, yer çekiminin, iç ve dış basınçların etkilerini düşünerek, tüm bu olayların vektörel bileşkelerini düşünebilme ve bunu eksiksiz anatomi bilgisiyle bağdaştırmakla mümkün olur...

Şöyle açıklayalım; dıştan deriyle kaplı olan burun iç kısımda mukoza yani iç deri ile döşelidir. Derinin hemen altındaki yağ dokusunun olduğu bölgede ter ve yağ bezleri, kıl kökleri, damar ve sinirler yer alır. Bunun altında kemik ve kıkırdak gibi taşıyıcı sistemler bulunur. Yani buruna yapılan bir girişim bu sistem ve yapıların arasındaki ilişkinin iyi tanınması, bu sisteme en minimal travmayla yaklaşılması ile başarılı olacaktır...

Nefes alıyoruz...Ne için? ''Yaşayabilmek için'' diye kestirme bir cevap verebiliriz. Önemli olan hava içerisinde oksijenin akciğerlere gelmeden önce filtre edilmesi, yabancı partikülleren arındırılması, ısıtılması, nemlendirilmesi gibi ön işlemlerden geçmesidir ki; bu da burun dediğimiz muhteşem organ sayesinde gerçekleşmektedir...

Koku fonksiyonuna gelince... Organizmaya uygunluğu açısından iyi yada kötü olarak değerlendirdiğimiz koku identifikasyonu ya da bir tehlike sinyali kabûl edebileceğimiz duman kokusu en acil fonksiyonlar arasındadır. Bir örnek verecek olursak, bakterilerin olduğu kanalizasyon yada çürüme kokuları ve yangındaki dumanın kokusu insanın bu ortamdan uzaklaşması gerektiğini ikaz eder ve ancak fonksiyonu tam bir organca algılanabilir. Bunun yanısıra bizi rahatlatan, mutlu eden ya da uyaran, çekici kılan kokuların algılanması yine koku organı olan sağlıklı bir burun ile mümkün olacaktır. Bunlardan neden bahsediyorum?...

Buruna göze hoş görünen estetik bir şekil kazandırmak ve bu işlemde başarılı olmak, yukarıda bahsettiğimiz fonksiyonları bilmek ve korumak ile anlam kazanır. Genel anestezi altında ortalama bir buçuk saatlik bir girişimle temel değişikliklerin yapıldığı operasyon, ardından iki gün sonraki tampon çıkarılması, altıncı ve dokuzuncu günlerdeki alçı yada atel değişiklikleri fiziksel süreçlerin yanısıra hastayla psikolojik paylaşımlarla tamamlanır...

Temelde piramit şeklini koruyarak yapılan değişimler yüzdeki diğer organlarla uyum sağlamalıdır. ''Altın oranlar'' dediğimiz uyum parametrelerine benzeyen birkaç açıklama yapabiliriz. Örneğin; ileri bakış pozisyonlarında göz bebeklerinden indirilen dikmeler ağız köşesiden, göz iç pınarından indirilen dikmeler ise burun kanadı dış kenarından geçer. Alın-saçlı deri sınırı ile çene ucu arasına bir birine eşit üç burun sığar... gibi...

Peki ya iyileşme süreci?.. Ameliyat sonrası 2-3.gün tampon çıktığında şişler inmeye, morluklar ise azalmaya başlar. Son olarak alçı yada atel 12. günde çıkarıldığında morluklar en minimal düzeydedir ya da geçmiştir. Asıl final görünüm için 4 yada 6 aylık bir süreci hesaplamakta fayda vardır.
İstekler çoğunlukla abartılı olabilir. Ama tecrübeli bir hekim buna alışıktır, hasta tarafından yönetilip yönlendirilmez. Ortak çözüm ise iyi bir hasta hekim ilişkisiyle ve detaylı hekim açıklamalarıyla bulunacaktır. Bu hastanın kendine yaptığı en uzun vadeli ve iyi yatırım şeklinde düşünülebilir... Herkese sağlıklı, mutlu ve kendisiyle barışık günler dilerim. Bu konuda kafanızı kurcalayan şeyler halen mevcut ise plastikcerrah99@gmail.com adresine göndereceğiniz mektuplarınızı beklerim...

1 Eylül 2008 Pazartesi



Lacivert mürekkepli dolmakalemle bir not düşülmüş sağdaki fotoğrafın arkasına, hafif sağa yatık, hoş bir elyazısı ile:
''13 Şubat 1955- Malatya''

Bu iki sevimli çocuk belki ilk bakışta kıza benziyor ama değil aslında, daha ufakça olanın ismi Ahmet, sürekli gülümseyeninki ise Mustafa Rıza... Annelerinin özenle örüp diktiği, üzerlerine giydirdiği kıyafetlerin içinde, onlara neler getireceğini ve onlardan neler götüreceğini henüz bilmedikleri bir hayata bakıyorlar çocukça. Yaşamak demek biraz risk almak demek ya, hani küçük Mustafa öyle tutmasa üzerindeki Ahmet'le birlikte devrilip gidecek antika sehpa:) Ve benzersiz bir eşitlik mesajı gizli beyaz çoraplı ayaklardaki aynı model pabuçlarda. O zamanlar öyleydi çünkü, kardeşler birbirlerinin küçülmüşleri ile büyürdü. Bunu anlatmak hayli zor olsa gerek şimdinin çocuklarına. 2008 Eylül'ünün Ankara'sından selâm olsun 1955 Şubat'ının Malatya'sına...
Posted by Picasa

3 Haziran 2008 Salı

Aynalar...


Aynalar biriktirir; sırlı yüzeylerine yansıyan bütün yüzleri, sesleri, zamanları ve elbette hatıraları...
Aynaların sessizliği biriktirmelerindendir, konuşurlarsa hayatların gizli-saklı neyi varsa dökülür ortaya, içlerinden akan hatıralar incinir...
Aynaların tarihinde insanlar hiç yaşlanmaz, yansıyan görüntülerde herkes hayli gençtir...
Sonra bir rüzgâr esmiştir ihtimâl; fotoğrafı çekerken aynaya sûreti yansıyan başka yöne, sırtı dönük halde objektife poz veren ''Dipkarpazlı Mustafa'' başka yöne savrulmuştur. Aynaların içinde kimbilir vaktiyle kaybedilen neler neler bulunmuştur...
İnsan gençliğinin en deli/kanlı halleriyle aynalarda buluşmuştur...
Çünkü zaman aynalarda donmuştur...

Aynalar biriktirir, onlar yorulmaz seyretmekten de, belki insanlar biraz yorulmuştur...

22 Mart 2008 Cumartesi

Kaptanınız konuşuyor...



Ankara'yı havadan görmek ister misiniz? Cevabınız ''evet'' ise bu taraftan buyrun lûtfen, Prof.Dr.Mustafa Rıza Özbek'in kaptan pilotluğunda kısa ama hayli keyifli bir uçuş sizleri bekliyor:) İyi uçuşlar...

(Videonun yüklenmesi birkaç dakika alabilir, lûtfen bekleyiniz, teşekkürler...)

3 Mart 2008 Pazartesi

Bir zamanlar mazîye bak...

Bu ailede başarısını ispat etmiş doktorlar hep vardı; Mustafa Rıza Özbek'in doktor olmayı seçişi ihtimâl biraz da bundandı. İşte uzun seneler evvel, fakültenin bahçesinde çekilen bu fotoğrafta elinde ders notları ile poz veren gencecik tıp öğrencisinin geleceğinde de başarılı bir profesör doktor saklıydı...

Çocukluğundan beri hayata dair herşeyi merak etmiş olan Mustafa Rıza Özbek, insan bedeninin muhteşem karmaşasını çözmenin önemli bir yolunun cerrah olmaktan geçtiğinde karar kıldı ve eğitimini başarıyla tamamlayarak sonunda doktor hüviyet kartını eline aldı...

Kaderinde yurtdışında meslek icra etmek vardı, farklı çalışma süreçlerinde pekçok ülke dolaştı ama en çok Almanya'da çalıştı. Zaman çabuk aktı, saçlarındaki gümüş teller giderek çoğaldı. Fotoğrafın çekildiği ülke Andorra'ydı, kucağındaki ise henüz birkaç aylık kızıydı. Bu tombul yanaklı bebek büyüdü, güzel bir genç kız oldu. Ne denirdi ki; hayat herkes için dönemeçleri eski fotoğraflarda hatırlanan ve o acemî gençlik hallerini alıp yerine olgunluğu koyan bol şaşırtmalı bir yoldu...

9 Şubat 2008 Cumartesi

Uçmak...


İşi gereği dünyanın pekçok köşesine gitti; seminerler, konferanslar, kongreler, araştırma toplantıları ve özel çalışmalar için oradan oraya, kıtadan kıtaya durmadan seyahat etti. E bu durumda kaçınılmaz olarak hayatının önemli bir bölümü havaalanlarında ve uçarak geçti. Ancak o herşeyi merak ettiği gibi uçakları ve uçmayı da çok merak etti ve sonunda başka pilotların kullandığı uçaklardan inip...

Kendi kullandığı uçağa bindi... Uçmayı öğrenmekle de yetinmedi, katıldığı uluslararası yarışmalarda Türkiye'ye başarılı dereceler getirdi.

''Fly In Turkey havacıları buluşturdu. Ankara merkezli Burak Sportif Havacılık Kulübü tarafından organize edilen Fly In Turkey 2003 Turu Yunanistan ve İsrail'den gelen 25 uçakla yapıldı. Bir hafta süren tur, 3 Ekim'de İzmir Efes Havaalanı'ndaki buluşmayla başladı. Ekip sırasıyla Ankara Esenboğa, Nevşehir Tuzköy ve Adana Şakir Paşa Havalimanları'nı ziyaret etti. Uçuşlar sırasında nokta iniş yarışmaları, havadan ve yerden turlar düzenlendi. Yarışmada Türk pilotlar arasında en iyi dereceyi Ankara'dan Prof. Dr. Mustafa Rıza Özbek beşinci olarak yaptı. Avrupa'daki küçük uçak sayısının 140 bin olduğunu belirten Genel Sekreter Erdoğan Menekşe, amaçlarının küçük uçakları ile çevre ülkelere uçan amatör pilotları Türkiye'ye çekmek olduğunu söyledi. Bu tür çabalarla ülkeye gelecek turistin sınıfı değiştirilerek çok daha fazla gelir elde edilebilecek. Ancak yurtdışı trafiğini artırmak için havacılık ve gümrük kurallarında çeşitli kolaylıkların yapılması gerekiyor...''

Haberin orijinali için bağlantı burada... Mustafa Rıza Özbek hocanın uçuş tutkusuyla ilgili başka haber ve fotoğraflar ise sırada...

26 Ocak 2008 Cumartesi

Gözünüz aydın olsun...

Göz bütün canlılar için çok önemli bir organ elbette, ama insan için gözün varlığı yanında çevresinin bakımı ve güzelliği de önem taşıyor, zira insanın yaşı ve yaşadıkları zamanla gözlerinin çevresine yansıyor. Bu nedenle estetik cerrahîde ''blefaroplasti'' başlığı altında farklı bir çalışma alanı var ve bu ''göz çevresi estetiği'' anlamına geliyor...

''Göz teması'' denilen şey bireyler arasındaki ilişkinin ilk adımıdır.
Karşılaştığımız kişiye ilk bakışımızda beynin dış dünya ile görsel bağlantısını sağlayan bir optik kompleks (kamera) olan gözlerimiz doğal bir yönelişle onun gözlerini bulur ve iki beyin arasındaki tanımlama başlar. Sonra ilk farkedilen göz kapakları, burun kökü gibi göz çevresi olur. İşte kişi hakkında ilk intiba (edinilen fikir) bu bölgenin algılanması ile ortaya çıkar...

İyi kötü, birçok yaşanmışla dolu yılların geçmesiyle, bu bölgedeki değişiklikler kapakların kırışması, torbalanması, düşmesi şeklinde kendini göstermeye başlar. Alt ve üst göz kapağındaki torbalanmalar daha çok göz küresini kafatasındaki kemik çukur içinde destekleyen yağ dokularının ön taraftaki kapak derisi altına doğru fıtıklaşması, yani yağı tutan bağ dokularının zayıflaması sonucu gözkapağı derisi altında torba şeklinde belirmesi şeklinde anlaşılmalıdır....Kırışıklıklar ise; aşırı ışık, rûzgar, yaşanılan çevredeki aşırı hareketlilik, yer çekimi ve ivmeye maruz kalma (askerî jet pilotları ya da akrobasi pilotlarında olduğu gibi), emosyonel durumların fazlalığı yani çok sık gülme ya da ağlamadan ötürü gözleri kısan, koruyan kasların fazla kullanımı sonucu oluşmaktadır. Önemli bir başka neden ise deri altı bağ dokusunun genetik olarak zayıf olmasıdır. Son derece sağlıklı ve dinlenmiş olmanıza rağmen elinizde olmayan nedenlerden dolayı sürekli yorgun, akşamdan kalmış gibi görünmek ya da okurken, televizyon, sinema izlerken üst gözkapağının torbaların ağırlığından dolayı erkenden uyuklamak hem siz, hem de yakın çevreniz için hoş olmayan, hayli sıkıcı bir durumdur. Genelde bu gibi durumlarda problemlerini çözmek isteyenler önce göz çevresine birşeyler sürerek düzelme beklerler ve her türlü operatif olmayan girişimleri denerler... Ama nafile.... Ne yazık ki bazen bu deneyler dönüşü olmayan hasarlara bile neden olabilir...

Peki bu durumda ne yapılmalıdır? Göz çevresi cerrahîsinde estetik cerrahî teknikleri, özellikle ülkemizde dünya standartlarının üzerinde bir beceri ile uygulanmaktadır/ of course at right time, right person and right adress/ iletişimin doğruluğu, doğru adres ve enformasyon problem çözümündeki ilk adım olacaktır. Öncelikle anestezi ve cerrahî girişim hakkındaki tüm önyargılarımızı bir tarafa bırakıp neyi, neden istediğimize karar vermeli, dış görünümümüzün aslında ruhumuzun bir aynası olduğu gerçeğini kabûl etmeliyiz. Esasında ne olduğunu bilmediğimiz için korkabileceğimiz bu estetik cerrahî girişim o denli korkutucu değilir. Sedasyon destekli lokal anestezi altında yapılabilir, ayrıca hastanede geceleme de şart değildir. Operasyon sonrası normal yaşama dönüş bir haftanın altındadır. Sizlerle teknik operasyon detaylarını paylaşmak isterdim ama kafalarınızı karıştırmaktan başka pek bir faydası olacağına inanmıyorum. Şunu bilmenizi isterim ki; böyle bir operasyondan sonra birkaç ay gibi kısa bir süre geçip herşey oturmaya başlayınca, eski halinizi hatırlamayacak kadar değişime uğrayıp bir üst enerji seviyesinde bambaşka bir kişi olduğunuzu farkedersiniz. Kadın ya da erkek, hiç farketmez, öyle çok önemli yaş sınırlaması da yoktur. Benim göz kapağı estetik ameliyatı yaptığım en genç insan ondokuz, en olgunu ise seksendört yaşındaydı. Bu geniş yelpaze içerisinde, en az tecrübeli olduğum dönemlerde bile ameliyat sonrası hep olumlu intibalar ve mutlu dostlar kazandım. O halde şimdi bu cerrahî girişimle ilgili bazı önemli konulara değinelim...

*Estetik cerrahınıza müracaat edip isteğinizi belirtmeniz, konu hakkında bilgilendirilmeniz, en önemlisi cerrahınıza güven duyup duymadığınızı kendinize sormanız ve tamamıyla emin olmanız gerekir.

*Eğer kullanıyorsanız, mümkünse ameliyat öncesi sigarayı bırakmanız ya da bir müddet ara vermeniz iyi olur.

*Kan sulandırıcı ilaçlar (aspirin, kumadin vb.) alıyorsanız yine ameliyattan en az bir hafta önce bırakmanız şarttır.

*Bilinen önemli bir hastalığınız varsa ya da bir ilacı devamlı kullanmak zorundaysanız bu konuyu mutlaka cerrahınızla paylaşın, göreceksiniz, çoğunlukla bu gibi durumlar sorun olmayacaktır.

*Ameliyat gününden önce sakin bir uyku /uyuyabilirsen uyu tabii, heyecan, korku, yürek selanik olsa da:) / size çok yardımcı olacaktır.

*Operasyonda sıra önce üst göz kapaklarının sarkan derisi ve fıtıklaşmış yağ dokularının çıkartılması, sonra alt kapaklarda aynı işlemin tekrarlanması şeklinde olacaktır.

*Operasyon sonrası ortalama 24 saat süre ile gözlerin dinlendirilmesi amacıyla kapatılması uygun görülür, 4-5 gün sonra dikişlerin alınmasıyla prosedür sonlandırılır.

*Çok değil, en fazla 15-20 gün sonraki görünüm ise çabalarımızın pozitif sonucu şeklinde görülecektir.

Bu konuyu kafanıza takıp görünüşünüzden hoşnut olmadan yaşamak yerine, fazla zor olmayan bir cerrahî girişimi göze alarak aynadaki görüntünüzle yeniden barışmanız mümkündür. Sonuç olarak; gözünüz aydın olsun:) Herkese sağlıklı güzellikler dilerim...

19 Ocak 2008 Cumartesi

Zamana karşı durmak/ ANTI-AGING 2...

Anti-aging konusunda toksinlerden arınma, zararlı maddelerden uzak durmak kadar önem taşır. Farkında olmadan ya da bilerek aldığımız zararlı maddeler, metabolizma artıkları ya da vücutta oluşan toksinlerin eliminasyonu genelde karaciğerde olur. Bu filtrasyonun tam olarak gerçekleşmesi için karaciğerin sağlıklı olması gerekir. Hepatit gibi geçirilmiş enfeksiyonlar, toksikasyonlar, tedavi için verilen antibiyotikler ve kemoterapik ajanlar karaciğere çok zarar verirler. Yetmezlik belirtileri ilk olarak ciltte renk değişiklikleri, kılcal damarlarda belirginleşme, cilt tonüsünde kayıp ya da follikülit gibi enfeksiyonlar şeklinde ortaya çıkar...


Bu konuda detoks denilen şey, benzetmek gerekirse bir otomobilin yağ filtresi gibi düşünebileceğimiz karaciğerin temizlenmesi şeklinde anlaşılabilir. Enginar yapraklarından elde edilen şurup şeklinde preparat, ayrıca Meryemana dikeni konsantresi olarak bilinen bitkisel ürünler en etkili detoks preparatlarıdır. Anti-aging girişimlerinin başarısının insanın moral seviyesinin her zaman yüksek olması ile ilişkili olması artık günümüzde bilinen gerçekler arasındadır. Zamanla ruh halimizin aynası olan yüz ve vücut derisinin elastik liflerinin zayıflaması, istenmeyen yağ lokalizasyonları, kırışıklık, asimetri ve deformiteleri oluşturur. Bu değişikliklerin kişi tarafından farkedilmesi moral seviyesinin düşmesine sebep olabilir...

Peki bu durumda ne yapılmalı? Evvelâ moral üst seviyelerde tutulmaya çalışılmalı. Günümüz modern tıp koşullarında estetik ve plastik cerrahî sayesinde operatif olarak, yüz ve göz çevresi kırışıkları, sarkmaları, burun deformiteleri, meme büyütme, küçültme ve dikleştirme, karın germe, fazla yağları alma, kalça ve basen düzeltme gibi ameliyatlar çok başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca minimal agresif girişimler dediğimiz dolgu maddelerinin kullanımı, botoks uygulamaları, peeling (cilt soyma), lazer uygulamaları çok tercih edilen yöntemler arasındadır .Örneğin,meyve asitleri ile 6-8 seanslık cilt temizliği, yüzeyel kırışıklıkların minimale indirgenmesini sağlamaktadır...


KOKUNUN SİHİRLİ GÜCÜ...

Bu arada günümüzde çeşitli şekillerde kullanımı olan aromatik (eterik) yağların ruhsal ve dolayısıyla fizik bedene etkilerini unutmamak gerekir. Örneğin aşırı iştahın azaltılmasına yardımcı olan paçuli yağı, uyarıcı-aktive edici limon ve okaliptus yağları, sakinleştirici ve mutluluk hissi uyandırıcı lavanta ve portakal yağları inhalasyon (soluma) yoluyla etkilerini gösterirler. Ardıç ve paçuli yağları çok az miktarlarda deriye sürüldüğünde antienflamatuar yani şiş indirici etki etki gösterirler. Lavanta yağının anti-radyasyon etkisi son araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır ve bu gayet enteresandır. Şöyle ki; bilgisayar monitörü,televizyon ekranı ya da cep telefonu yanına konan kapağı açılmamış lavanta yağı yayılan radyasyonun tamamına yakınını absorbe etmekte ve bu radyoaktif etkilerin insana zarar vermesini engellemektedir. İnsanın anti-aging amacıyla mutluluğa ve sağlığa yönelik her türlü yatırımı kendini en kısa sürede amorti edecektir. Uzun yaşam sağlıklı, mutlu güzellik tadıldığı sürece değerlidir. Herkese sağlıklı güzellikler diliyorum...

Ek not: Bu yazıda bahsedilen aromatik yağlar ve bazı bitkisel esaslı tedavi ediciler için lûtfen buraya bakınız...

12 Ocak 2008 Cumartesi

Zamana karşı durmak/ ANTI-AGING...

Gerek cerrahi gerekse medikal uygulanan en son estetik tekniklerin yaşlanmayı oldukca geciktirdiği gerçeği 21 . yüzyıla malolan en önemli gelişmeler arasındadır. Zamanı belki durduramıyoruz ama geciktirebildiğimizi artık ‘’anti-aging’’ sayesinde söyleyebiliriz. Eğer günümüz gen teknolojisine göre yapılan hesaplamalar göz önüne alınacak olursa, doğduğumuz andan itibaren normal sağlıklı ölçülerde yaşam şartlarıyla karşılaşırsak yaklaşık 160 -180 yıl yaşamamız mümkün olacaktır.İşte biz insanları erkenden yaşlandıran sebepleri saptayıp onlarla mücadele etmek ve bu olumsuz şartların oluşmasını önleme çabaları ‘’anti-aging’’in esasını oluşturacaktır.
Bu sebeplerin neler olduğunu ve erken yaşlanmamak için neler yapılması gerektiğini Prof. Dr. Mustafa Rıza Özbek’e sorduk, işte açıklamaları…

*Geçirilen hastalıklar (bakteriyel ,virütik ve mantar enfeksiyonları)
*Alerjiler
*Yanlış ve eksik beslenme
*Yaşanılan çevredeki iklimsel ve radyasyona bağlı olumsuzluklar
*Enflamasyon yani vücudun çoğunlukla dışarıdan gelen bir etkeni gerek etkileyenin kendisini, gerekse etki şeklini yadırgayıp, yabancı kabul ederek verdiği reaksiyonlar.
*Serbest radikaller dediğimiz bazı metabolizma ürünlerinin atılamayıp birikmesi
*Yaşam sürecinin özellikle ikinci yarısındaki hormonal değişiklikler /büyüme hormonu salgılanmasında azalma gibi/
*Sağlıklı sayılamayan yaşam tarzı.
*Vücudun kendini toksinlerden arındırma kabiliyetinin azalması...

Peki bu olumsuz koşullarla savaşmak daha doğrusu bunların oluşmasını engellemek için almamız gereken önlemler nasıl olmalı? Aslında çok zor sayılmaz, şöyle ki:

*Hasta olmayalım. Nasıl mı? Korunarak tabii, bağışıklık sistemlerimizi yüksek seviyede tutarak. Bunun için en basit gereklilikler hareketli olmak, vücut egsersizlerini ihmâl etmemek, bağışıklığı arttıran bitkisel mineral ve vitamin kombinasyonlarını düzenli kürler şeklinde uygulamak, sık sık masaj yaptırarak deri ve derialtı dokularının lenfatik ve kılcal dolaşımını aktif halde tutmak /çünkü lenfatik aktivasyon,bağışıklıktan sorumlu lenfosit denilen hücreler için çok önemlidir/
*Vücudun yabancı maddelere hassasiyeti yani alerji tedavilerini ihmal etmemek.
*Doğumdan itibaren doğal ,düzenli, sadece yeteri kadar beslenerek korunmak mümkün.

Beslenme alışkanlıkları burada çok önemli. Örneğin yağlar. Doymuş yağlardan uzak durmak önemli bir nokta. Zeytinyağı, keten tohumu yağı, somon yağı, Sibirya sedir fıstığı yağı gibi Omega 3 yağ asitlerinden yeterince faydalanmak ki bu Alzheimer, kanser, kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini minimuma indirger. Ayrıca balık tüketirken civa gibi metal içermeyen balık türleri seçilmeli (uskumru, kılıç, istavrit balıkları tercih edilmemeli ). Kırmızı et çok az tüketilmeli. Organik ya da düşük yağ oranlı süt ve süt ürünleri tercih edilmeli. Kan şekerini çabuk yükselten, nişastalı, tatlı, aşırı yağlı kızartma türü yiyeceklere veda etmeli. Günde bir buçuk –iki litre su içmeyi olmazsa olmazlar sıralamasının en başına yerleştirmeli. Taze meyve ve sebze, tam tahıllı ürünler, pirinç, arzu ediliyorsa kabuklu olanı kullanılmalı, katkılı ve konservatif madde içeren besinlere uzanmamak alışverişte ilkemiz olmalı. Keyif verici şeylerden uzak durmak (sigara,alkol vs.) az miktarda Türk kahvesi, birkaç bardak siyah çay, günde dört fincan yeşil çay tüketmek yaşlanmayı geciktiren en önemli faktörler arasında.
Kırmızı dağ meyveleri, böğürtlen, yaban mersini, siyah üzümün özellikle kurutulmuşu yenilirse cilt yapısını etkileyip kırışıklığın önlenmesine yardımcı olur, demek ki; kuru meyve yeme alışkanlığı edinmeli...

Anti-aging konusundaki açıklama ve tavsiyeler bir sonraki yazıda devam edecek. İletişim ve sorularınız için:

Prof . Dr.Mustafa Rıza Özbek
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cer. Ana Bilimdalı Öğretim Üyesi
Tel.: 0 532 272 14 79 /0 312 447 66 99 Faks:0 312 447 44 01
muoezbek@gmail.com