26 Ocak 2008 Cumartesi

Gözünüz aydın olsun...

Göz bütün canlılar için çok önemli bir organ elbette, ama insan için gözün varlığı yanında çevresinin bakımı ve güzelliği de önem taşıyor, zira insanın yaşı ve yaşadıkları zamanla gözlerinin çevresine yansıyor. Bu nedenle estetik cerrahîde ''blefaroplasti'' başlığı altında farklı bir çalışma alanı var ve bu ''göz çevresi estetiği'' anlamına geliyor...

''Göz teması'' denilen şey bireyler arasındaki ilişkinin ilk adımıdır.
Karşılaştığımız kişiye ilk bakışımızda beynin dış dünya ile görsel bağlantısını sağlayan bir optik kompleks (kamera) olan gözlerimiz doğal bir yönelişle onun gözlerini bulur ve iki beyin arasındaki tanımlama başlar. Sonra ilk farkedilen göz kapakları, burun kökü gibi göz çevresi olur. İşte kişi hakkında ilk intiba (edinilen fikir) bu bölgenin algılanması ile ortaya çıkar...

İyi kötü, birçok yaşanmışla dolu yılların geçmesiyle, bu bölgedeki değişiklikler kapakların kırışması, torbalanması, düşmesi şeklinde kendini göstermeye başlar. Alt ve üst göz kapağındaki torbalanmalar daha çok göz küresini kafatasındaki kemik çukur içinde destekleyen yağ dokularının ön taraftaki kapak derisi altına doğru fıtıklaşması, yani yağı tutan bağ dokularının zayıflaması sonucu gözkapağı derisi altında torba şeklinde belirmesi şeklinde anlaşılmalıdır....Kırışıklıklar ise; aşırı ışık, rûzgar, yaşanılan çevredeki aşırı hareketlilik, yer çekimi ve ivmeye maruz kalma (askerî jet pilotları ya da akrobasi pilotlarında olduğu gibi), emosyonel durumların fazlalığı yani çok sık gülme ya da ağlamadan ötürü gözleri kısan, koruyan kasların fazla kullanımı sonucu oluşmaktadır. Önemli bir başka neden ise deri altı bağ dokusunun genetik olarak zayıf olmasıdır. Son derece sağlıklı ve dinlenmiş olmanıza rağmen elinizde olmayan nedenlerden dolayı sürekli yorgun, akşamdan kalmış gibi görünmek ya da okurken, televizyon, sinema izlerken üst gözkapağının torbaların ağırlığından dolayı erkenden uyuklamak hem siz, hem de yakın çevreniz için hoş olmayan, hayli sıkıcı bir durumdur. Genelde bu gibi durumlarda problemlerini çözmek isteyenler önce göz çevresine birşeyler sürerek düzelme beklerler ve her türlü operatif olmayan girişimleri denerler... Ama nafile.... Ne yazık ki bazen bu deneyler dönüşü olmayan hasarlara bile neden olabilir...

Peki bu durumda ne yapılmalıdır? Göz çevresi cerrahîsinde estetik cerrahî teknikleri, özellikle ülkemizde dünya standartlarının üzerinde bir beceri ile uygulanmaktadır/ of course at right time, right person and right adress/ iletişimin doğruluğu, doğru adres ve enformasyon problem çözümündeki ilk adım olacaktır. Öncelikle anestezi ve cerrahî girişim hakkındaki tüm önyargılarımızı bir tarafa bırakıp neyi, neden istediğimize karar vermeli, dış görünümümüzün aslında ruhumuzun bir aynası olduğu gerçeğini kabûl etmeliyiz. Esasında ne olduğunu bilmediğimiz için korkabileceğimiz bu estetik cerrahî girişim o denli korkutucu değilir. Sedasyon destekli lokal anestezi altında yapılabilir, ayrıca hastanede geceleme de şart değildir. Operasyon sonrası normal yaşama dönüş bir haftanın altındadır. Sizlerle teknik operasyon detaylarını paylaşmak isterdim ama kafalarınızı karıştırmaktan başka pek bir faydası olacağına inanmıyorum. Şunu bilmenizi isterim ki; böyle bir operasyondan sonra birkaç ay gibi kısa bir süre geçip herşey oturmaya başlayınca, eski halinizi hatırlamayacak kadar değişime uğrayıp bir üst enerji seviyesinde bambaşka bir kişi olduğunuzu farkedersiniz. Kadın ya da erkek, hiç farketmez, öyle çok önemli yaş sınırlaması da yoktur. Benim göz kapağı estetik ameliyatı yaptığım en genç insan ondokuz, en olgunu ise seksendört yaşındaydı. Bu geniş yelpaze içerisinde, en az tecrübeli olduğum dönemlerde bile ameliyat sonrası hep olumlu intibalar ve mutlu dostlar kazandım. O halde şimdi bu cerrahî girişimle ilgili bazı önemli konulara değinelim...

*Estetik cerrahınıza müracaat edip isteğinizi belirtmeniz, konu hakkında bilgilendirilmeniz, en önemlisi cerrahınıza güven duyup duymadığınızı kendinize sormanız ve tamamıyla emin olmanız gerekir.

*Eğer kullanıyorsanız, mümkünse ameliyat öncesi sigarayı bırakmanız ya da bir müddet ara vermeniz iyi olur.

*Kan sulandırıcı ilaçlar (aspirin, kumadin vb.) alıyorsanız yine ameliyattan en az bir hafta önce bırakmanız şarttır.

*Bilinen önemli bir hastalığınız varsa ya da bir ilacı devamlı kullanmak zorundaysanız bu konuyu mutlaka cerrahınızla paylaşın, göreceksiniz, çoğunlukla bu gibi durumlar sorun olmayacaktır.

*Ameliyat gününden önce sakin bir uyku /uyuyabilirsen uyu tabii, heyecan, korku, yürek selanik olsa da:) / size çok yardımcı olacaktır.

*Operasyonda sıra önce üst göz kapaklarının sarkan derisi ve fıtıklaşmış yağ dokularının çıkartılması, sonra alt kapaklarda aynı işlemin tekrarlanması şeklinde olacaktır.

*Operasyon sonrası ortalama 24 saat süre ile gözlerin dinlendirilmesi amacıyla kapatılması uygun görülür, 4-5 gün sonra dikişlerin alınmasıyla prosedür sonlandırılır.

*Çok değil, en fazla 15-20 gün sonraki görünüm ise çabalarımızın pozitif sonucu şeklinde görülecektir.

Bu konuyu kafanıza takıp görünüşünüzden hoşnut olmadan yaşamak yerine, fazla zor olmayan bir cerrahî girişimi göze alarak aynadaki görüntünüzle yeniden barışmanız mümkündür. Sonuç olarak; gözünüz aydın olsun:) Herkese sağlıklı güzellikler dilerim...

19 Ocak 2008 Cumartesi

Zamana karşı durmak/ ANTI-AGING 2...

Anti-aging konusunda toksinlerden arınma, zararlı maddelerden uzak durmak kadar önem taşır. Farkında olmadan ya da bilerek aldığımız zararlı maddeler, metabolizma artıkları ya da vücutta oluşan toksinlerin eliminasyonu genelde karaciğerde olur. Bu filtrasyonun tam olarak gerçekleşmesi için karaciğerin sağlıklı olması gerekir. Hepatit gibi geçirilmiş enfeksiyonlar, toksikasyonlar, tedavi için verilen antibiyotikler ve kemoterapik ajanlar karaciğere çok zarar verirler. Yetmezlik belirtileri ilk olarak ciltte renk değişiklikleri, kılcal damarlarda belirginleşme, cilt tonüsünde kayıp ya da follikülit gibi enfeksiyonlar şeklinde ortaya çıkar...


Bu konuda detoks denilen şey, benzetmek gerekirse bir otomobilin yağ filtresi gibi düşünebileceğimiz karaciğerin temizlenmesi şeklinde anlaşılabilir. Enginar yapraklarından elde edilen şurup şeklinde preparat, ayrıca Meryemana dikeni konsantresi olarak bilinen bitkisel ürünler en etkili detoks preparatlarıdır. Anti-aging girişimlerinin başarısının insanın moral seviyesinin her zaman yüksek olması ile ilişkili olması artık günümüzde bilinen gerçekler arasındadır. Zamanla ruh halimizin aynası olan yüz ve vücut derisinin elastik liflerinin zayıflaması, istenmeyen yağ lokalizasyonları, kırışıklık, asimetri ve deformiteleri oluşturur. Bu değişikliklerin kişi tarafından farkedilmesi moral seviyesinin düşmesine sebep olabilir...

Peki bu durumda ne yapılmalı? Evvelâ moral üst seviyelerde tutulmaya çalışılmalı. Günümüz modern tıp koşullarında estetik ve plastik cerrahî sayesinde operatif olarak, yüz ve göz çevresi kırışıkları, sarkmaları, burun deformiteleri, meme büyütme, küçültme ve dikleştirme, karın germe, fazla yağları alma, kalça ve basen düzeltme gibi ameliyatlar çok başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca minimal agresif girişimler dediğimiz dolgu maddelerinin kullanımı, botoks uygulamaları, peeling (cilt soyma), lazer uygulamaları çok tercih edilen yöntemler arasındadır .Örneğin,meyve asitleri ile 6-8 seanslık cilt temizliği, yüzeyel kırışıklıkların minimale indirgenmesini sağlamaktadır...


KOKUNUN SİHİRLİ GÜCÜ...

Bu arada günümüzde çeşitli şekillerde kullanımı olan aromatik (eterik) yağların ruhsal ve dolayısıyla fizik bedene etkilerini unutmamak gerekir. Örneğin aşırı iştahın azaltılmasına yardımcı olan paçuli yağı, uyarıcı-aktive edici limon ve okaliptus yağları, sakinleştirici ve mutluluk hissi uyandırıcı lavanta ve portakal yağları inhalasyon (soluma) yoluyla etkilerini gösterirler. Ardıç ve paçuli yağları çok az miktarlarda deriye sürüldüğünde antienflamatuar yani şiş indirici etki etki gösterirler. Lavanta yağının anti-radyasyon etkisi son araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır ve bu gayet enteresandır. Şöyle ki; bilgisayar monitörü,televizyon ekranı ya da cep telefonu yanına konan kapağı açılmamış lavanta yağı yayılan radyasyonun tamamına yakınını absorbe etmekte ve bu radyoaktif etkilerin insana zarar vermesini engellemektedir. İnsanın anti-aging amacıyla mutluluğa ve sağlığa yönelik her türlü yatırımı kendini en kısa sürede amorti edecektir. Uzun yaşam sağlıklı, mutlu güzellik tadıldığı sürece değerlidir. Herkese sağlıklı güzellikler diliyorum...

Ek not: Bu yazıda bahsedilen aromatik yağlar ve bazı bitkisel esaslı tedavi ediciler için lûtfen buraya bakınız...

12 Ocak 2008 Cumartesi

Zamana karşı durmak/ ANTI-AGING...

Gerek cerrahi gerekse medikal uygulanan en son estetik tekniklerin yaşlanmayı oldukca geciktirdiği gerçeği 21 . yüzyıla malolan en önemli gelişmeler arasındadır. Zamanı belki durduramıyoruz ama geciktirebildiğimizi artık ‘’anti-aging’’ sayesinde söyleyebiliriz. Eğer günümüz gen teknolojisine göre yapılan hesaplamalar göz önüne alınacak olursa, doğduğumuz andan itibaren normal sağlıklı ölçülerde yaşam şartlarıyla karşılaşırsak yaklaşık 160 -180 yıl yaşamamız mümkün olacaktır.İşte biz insanları erkenden yaşlandıran sebepleri saptayıp onlarla mücadele etmek ve bu olumsuz şartların oluşmasını önleme çabaları ‘’anti-aging’’in esasını oluşturacaktır.
Bu sebeplerin neler olduğunu ve erken yaşlanmamak için neler yapılması gerektiğini Prof. Dr. Mustafa Rıza Özbek’e sorduk, işte açıklamaları…

*Geçirilen hastalıklar (bakteriyel ,virütik ve mantar enfeksiyonları)
*Alerjiler
*Yanlış ve eksik beslenme
*Yaşanılan çevredeki iklimsel ve radyasyona bağlı olumsuzluklar
*Enflamasyon yani vücudun çoğunlukla dışarıdan gelen bir etkeni gerek etkileyenin kendisini, gerekse etki şeklini yadırgayıp, yabancı kabul ederek verdiği reaksiyonlar.
*Serbest radikaller dediğimiz bazı metabolizma ürünlerinin atılamayıp birikmesi
*Yaşam sürecinin özellikle ikinci yarısındaki hormonal değişiklikler /büyüme hormonu salgılanmasında azalma gibi/
*Sağlıklı sayılamayan yaşam tarzı.
*Vücudun kendini toksinlerden arındırma kabiliyetinin azalması...

Peki bu olumsuz koşullarla savaşmak daha doğrusu bunların oluşmasını engellemek için almamız gereken önlemler nasıl olmalı? Aslında çok zor sayılmaz, şöyle ki:

*Hasta olmayalım. Nasıl mı? Korunarak tabii, bağışıklık sistemlerimizi yüksek seviyede tutarak. Bunun için en basit gereklilikler hareketli olmak, vücut egsersizlerini ihmâl etmemek, bağışıklığı arttıran bitkisel mineral ve vitamin kombinasyonlarını düzenli kürler şeklinde uygulamak, sık sık masaj yaptırarak deri ve derialtı dokularının lenfatik ve kılcal dolaşımını aktif halde tutmak /çünkü lenfatik aktivasyon,bağışıklıktan sorumlu lenfosit denilen hücreler için çok önemlidir/
*Vücudun yabancı maddelere hassasiyeti yani alerji tedavilerini ihmal etmemek.
*Doğumdan itibaren doğal ,düzenli, sadece yeteri kadar beslenerek korunmak mümkün.

Beslenme alışkanlıkları burada çok önemli. Örneğin yağlar. Doymuş yağlardan uzak durmak önemli bir nokta. Zeytinyağı, keten tohumu yağı, somon yağı, Sibirya sedir fıstığı yağı gibi Omega 3 yağ asitlerinden yeterince faydalanmak ki bu Alzheimer, kanser, kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini minimuma indirger. Ayrıca balık tüketirken civa gibi metal içermeyen balık türleri seçilmeli (uskumru, kılıç, istavrit balıkları tercih edilmemeli ). Kırmızı et çok az tüketilmeli. Organik ya da düşük yağ oranlı süt ve süt ürünleri tercih edilmeli. Kan şekerini çabuk yükselten, nişastalı, tatlı, aşırı yağlı kızartma türü yiyeceklere veda etmeli. Günde bir buçuk –iki litre su içmeyi olmazsa olmazlar sıralamasının en başına yerleştirmeli. Taze meyve ve sebze, tam tahıllı ürünler, pirinç, arzu ediliyorsa kabuklu olanı kullanılmalı, katkılı ve konservatif madde içeren besinlere uzanmamak alışverişte ilkemiz olmalı. Keyif verici şeylerden uzak durmak (sigara,alkol vs.) az miktarda Türk kahvesi, birkaç bardak siyah çay, günde dört fincan yeşil çay tüketmek yaşlanmayı geciktiren en önemli faktörler arasında.
Kırmızı dağ meyveleri, böğürtlen, yaban mersini, siyah üzümün özellikle kurutulmuşu yenilirse cilt yapısını etkileyip kırışıklığın önlenmesine yardımcı olur, demek ki; kuru meyve yeme alışkanlığı edinmeli...

Anti-aging konusundaki açıklama ve tavsiyeler bir sonraki yazıda devam edecek. İletişim ve sorularınız için:

Prof . Dr.Mustafa Rıza Özbek
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cer. Ana Bilimdalı Öğretim Üyesi
Tel.: 0 532 272 14 79 /0 312 447 66 99 Faks:0 312 447 44 01
muoezbek@gmail.com